Archive for the 'Biyoteknoloji' Category

4. Moleküler Biyoteknoloji Bahar Okulu

30 Nisan – 3 Mayıs 2009 tarihleri arasında KTÜ Biyoloji Kulübü olarak 4. Moleküler Biyoteknoloji Bahar Okulu’nu gerçekleştirdik. İlk ikisini yine kulübümüz düzenlemişti. Üçüncüsüne ise Samsun 19 Mayıs Üniversitesi öğrencileri ev sahipliği yapmıştı. Bir yıllık aradan sonra yuvasına dönen organizasyonumuzun katılımcılar tarafından beğenildiği haberlerini almak gerçekten çok güzel. Bu sene yaklaşık 200 katılımcı ile birlikte 8 adet sunum ve 2 adet de gezi düzenledik. İlk iki organizasyondaki etkinliklere ek olarak bir de kapanış yemeği yapıldı. Umuyoruz ki bu yemek de beğenilmiştir.

Sunumlar konusuna değinecek olursak KTÜ Biyoloji Bölümü öğretim görevlilerinden Prof. Dr. Zihni Demirbağ, KTÜ Ati Teknoloji A.Ş.’den Prof. Dr. Ercüment Ovalı, KTÜ Biyoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Atalay Sökmen, Hacettepe Üniversitesi’nden Prof. Dr. Ali Demirsoy, Abant İzzet Baysal Üniversitesi’nden Prof. Dr. Ekrem Gürel, California Üniversitesi’nden Yrd. Doç. Dr. Ahmet Yıldız, Muğla Üniversitesi’nden Yrd. Doç. Dr. Bekir Çöl ve Bilkent Üniversitesi Cyberpark bünyesinde kurulmuş olan AG Biyoinformatik adlı şirket adına Bio. Ahmet Raşit Öztürk tarafından birbirinden güzel sunumlar ile katılımcılarımız bilgilendirildi.

Her sene olduğu gibi bu sene de katılımcılardan olumlu yorumlar aldık. Her sene daha iyisini hedefleyip başarmış olmak gerçekten gurur verici. Bu organizasyonda emeği geçen tüm arkadaşlarıma buradan teşekkür etmek de boynumun borcu. Zira gerçekten canla başla çalıştılar, yeri geldi uyumadılar, sabah erken saatte gelip görevlerinin başına geçtiler ve en sonunda da sorunsuz biçimde dört gün geçmiş oldu.

Şimdiden bir sonraki bahar okulu için sorular gelmeye başladı. Görünüşe göre arkadaşlar da istekli. Hadi hayırlısı bakalım seneye ne gibi yenilikler olacak…

5. Moleküler Biyoteknoloji Bahar Okulu’nda görüşmek üzere… ( Ayrıntılar www.baharokulu.com adresinden verilecek. )

HÜKÜK Hücre ve Virüs Bankası

Daha önce burada bahsetmiş olduğum apreka projemi şimdilik kendi bloguma taşıma kararı almış bulunmaktayım. Bu yüzden apreka.net üzerinde yayınlamış olduğum yazıları (2 tane) aynen buraya aktarıyorum…

İlk yazımda sizlere Ankara’da bulunan ve şap hastalığı konusunda uzmanlaşmış bir enstitünün HÜKÜK adlı Hücre ve Virüs Bankası’ndan bahsedeceğim. Enstitümüz; Tarım ve Köyişleri Bakanlığı Şap Enstitüsü. Hücre kültürü dersimin yaptığı gezi sayesinde bizzat yerinde inceleme şansı bulduğum şap enstitüsü ülkemiz için gerçekten önemli bir tesis. Özellikle enstitüyü HÜKÜK Hücre Bankası bölümüyle ele aldım çünkü bu bölümün enstitünün en önemli bölümü olduğunu/olacağını düşünmekteyim. Fakat ilerleyen zamanlarda Şap Enstitüsü hakkında bir inceleme yazısı yazmayı planlıyorum.

Enstitünün hizmetlerine kısaca bakacak olursak adından da anlaşılacağı gibi şap hastalığı araştırmalarının yanında; teşhis, aşı üretimi, eğitim çalışmaları da yapılmaktadır. Ayrıca ülkemizdeki tek “Hücre Kültürü Kolleksiyonu” enstitünün verdiği adla HÜKÜK’te bu enstitüde bulunuyor. Bilgi vermek gerekirse bu kolleksiyonlar oluşturulmuş olan daimi hücrelerin saklandığı ve istenildiği takdirde belirli bir ücret karşılığında üniversiteler ve araştırmacılara sunulduğu yerlerdir. Dünyada çok daha gelişmiş örneklerini bulabileceğimiz hücre kültürü kolleksiyonları yani hücre bankaları bu alanlarda çalışan akademisyenler için vazgeçilmezdir. HÜKÜK üretimlerini monolayer ve süspanse şeklinde yapmakta. İnternet sitesi üzerinden yayınlanan hücre kataloğu sayesinde ihtiyaç duyulan hücrelerin HÜKÜK’te olup olmadığına bakılabilir ve gerekirse istek formu üzerinden sipariş talep edilebilir durumda. Ayrıca site üzerinde ücretlendirme bilgileri de bulunmakta. Diğer ülkelerdeki hücre bankalarına EACC, DSMZ ve ATCC‘yi örnek verebiliriz. Bu üç kolleksiyon için şuanda alanının en iyileri durumunda demek yanlış olmaz.

Ülkemiz için bu denli önemli olduğunu düşündüğüm enstitünün internet sitesi için aynı özellikleri söyleyemeyeceğim. Web standartları konusunda uzman birisi olduğum söylenemez fakat sitenin daha güzel bir halde olabileceği kesin. Ayrıca HÜKÜK için özel bir web sayfası düzenlenmemiş olması da benim için biraz şaşırtıcı geldi. Şap enstitüsünün bir birimi olmasından dolayı enstitü sayfasının altında değerlendirilmiş olması muhtemel fakat bence ayrı bir alan adı ve özel bir tasarımla hem akademisyenlerin ilgisini çekecektir, hem de atılan bu adımlar belkide HÜKÜK’ün daha da büyümesi olarak geri dönecektir. Çünkü HÜKÜK yalnızca ülkemiz için değil çevre ülkeler açısından da iyi bir nimet. Artık Ankara’da bulunan bir hücre için uzaklara sipariş vermek yerine hemen yakınlardaki Şap Enstitüsü’nden sipariş vermek daha hızlı ve daha ucuz olmakta. HÜKÜK’ün bulundurduğu hücrelerin tam listesini bulabileceğiniz hücre kataloğuna buradan ulaşabilirsiniz.

Not: Konu başlığımda ve internet sitelerinde virüs bankası adı da geçmesine rağmen ne internet üzerindeki aramalarımda ne de 2008 başında yapmış olduğumuz gezide bu konu hakkında bir bilgi almadığımdan virüs bankası hakkında çok fazla bilgi veremedim.

Apreka.net

Dün itibariyle biyoteknoloji sektörü hakkındaki yazılarımı toparlayacağım yeni blogumu yayınlamış bulunuyorum. Şimdilik wordpress’in sunduğu temalardan bir tanesi ile başlamış olsam da en kısa zamanda kendi temasıyla görebileceksiniz. Site üzerinde ülkemizdeki ve yurt dışından biyoteknoloji kurum ve kuruluşların hizmetleri hakkında  bilgilere yer vermeyi ve küçük eleştiri yazılarımı paylaşmayı düşünüyorum. Ve bazen de aldığım bir takım duyumları sizlerle paylaşıyor olacağım. Şimdiden söylemesi çok yakında bir bomba haberle gelebilirim. Eğer biyoloji ve biyoteknoloji ilgi alanınıza giriyorsa en iyisi siz apreka‘yı takip edin. :)

Blog Tadında Bir Sunum

Perşembe günleri Serkan ile birlikte aldığımız seçmeli dersimizin günü. Seçmeli derslerin “yarı yıl içi çalışma”sı sunum oluyor ve transkriptimize %20 etki ediyor. Geçen hafta kendi sunumum hakkında bir yazı yazmıştım. Bu hafta ise Serkan’ın sunumundan bahsetmek istiyorum.

 

Konusu gerçekten çok ilginçti “Doku Mühendisliği“. Kendisiyle sunumdan önce konuşuruz diye araştırma gereği duymamıştım ama ders başlamak üzere iken gelmesi sonucu konu hakkındaki bilgileri sunum esnasında almak zorunda kaldım. Belki de güzel oldu; bu sayede sunumu daha bir dikkatli dinleme şansı yakaladım. Serkan sunuma kendinden o kadar emin bir giriş yaptı ki cümlelerindeki “Biz” ifadelerini sanki gerçekten Doku Mühendisliği yapan birinin edasıyla söylüyor biz de dikkatle dinliyorduk. Sunum gerçekten eğlenceli ve şaşırtıcı idi.  Eksi olarak gördüğüm ayrıntılara gelecek olursak birincisi: doku mühendisliğine kendini o kadar kaptırmış olacak ki sanki haftalardır hiç çıkmadığı laboratuarından sunum için çıkmış gelmişcesine bağıran sakalları ( kimine hoş gelebilir ama ben beğenmedim  ) . İkinci nokta ise her ne kadar bizlere bir sunumdaki sunucunun anlatım kabiliyetinin çok önemli olduğunu belirtse de ,  slaytın zayıflığı idi.

 

Evet Serkan sayesinde sunucunun etkinliğinin önemini görmüş oldum. Gerçekten anlatım dikkat çekmek açısından çok önemli idi . ( Aman tanrım ne diyorum ben ? Daha geçen hafta aynı konu ile ilgili yazımda sunucunun çok önemli olmadığını diyen ben değil miydim ? ) Ama Serkan’ın etkileyici sunumunu acaba slayt ile desteklese fark olur muydu ? Bence kesinlikle evet. Çünkü sunumda anlatmayı unuttuğu çok önemli olan detayları hocamızın sorularıyla “Aaaa ben bunu demeyi unuttum.“, “Yaa bide şu vardı” diyerek hatırlattı bizlere. Hatta sunumu bitip yanıma geldiğinde bir sonraki sunum esnasında “Biyomateryallerden bahsetmedim yaaaaa” diyerek beni şaşırtmaya devam etti.

 

Ve bu sunumla birlikte bana şunu da öğretti. Sizin harika anlatacağınız şeyler karşınızdakini o anlık hayran bırakabilir, o kişiler sizin harika bir sunucu olduğunuzu söyleyebilir. Ama bir kaç gün sonra size yaaa sunumda anlattığı konu hakkında biraz bilgi ver denilse ( basit bilgiden bahsetmiyorum ) eminimki çok dikkatli olan kişiler dışında hep birşeyler eksik olacaktır. Oysa başkasının yaptığı bir sunumda görsellik katmak açısından sunuma ekleyeceği küçük bir animasyon, bu animasyondaki maskot, karakterler vs akıllara kazınacak, bu maskotun başına gelenler ( konuyu özetleyen biçimde işlenen senaryo varsayalım ) sayesinde sunumdaki konu akıllara girecektir.

 

Peki sona gelmişken sunum hakkında ve benim blog girdimin ismi hakkında da bilgiler vereyim.  Blog tadında bir sunum oldu. Nasıl yani dediğinizi duyar gibiyim. Blog girdimizde neler bulunur? Anahtar Kelimeler ( kategori de denilebilir ) , sonra metinimiz olur, bir de link vericeksek bu linkler. Serkan sunumuna öncelikle anahtar kelimeleri bizlere vererek başladı. Sonra metini anlattı, en son da linkleri ( Kaynaklar ) bize vereMEdi. Veremedi diyorum çünkü bilgisayar hata verdi ve  yeniden başlatmak zorunda kaldı. Açıldıktan sonra da bildirmeyi unuttu. Unutmadan madem blog’a benzettik mimleme yaptı bile diyebiliriz. Şöyle oluyor: sunumu esnasında Figen’i işaret ederek “Figen bu konu hakkında bize benden sonra bilgi verecek” dedi. Belki tam anlamıyla bir mim olmadı ama bence sayılabilir.

 

Eee daha ne olsun yorumları da sözlü olarak ona yaptığımıza göre yazılı olmayan bir blog girdisi yaşadık hep beraberce…

Kim Korkar Sunumdan

Bugün ilk kez bir seçmeli ders için sunum yaptım. Zaten bunun aldığım ilk seçmeli ders olduğunu göze alınca şaşırmamak lazım. Biyoloji öğretmeni olacak biri için belkide geç kalmış bir deneyimdi. Ama çok da kötü geçtiği söylenemez. Aslında sunum anına kadar düşüncem süper bir slayt , berbat bir sunucu olacağıydı. Bunda Serkan’ın soruları benim o ne be gibisinden bakışlarım, Serkan ile timus‘un işlevini bilip ne olduğunu bilmeme konusundaki çelişkilerimiz kendime güvenimin neredeyse bitmesine yol açıyordu.

 

Sunuma girişim gayet hızlı oldu. Ama kesinlikle aksama yapmıyordum. En iyi bildiğim şey olan tanımı bile okumaktan aciz ben bi anda tanımı yapabilir hale gelmiştim. Sunuma zaten iyi hazırlandığım için tek sorun hocanın soracağı sorulardı ama onları da başarıyla cevaplayıp yerime oturdum. Aldığım notu da yorum olarak ilerleyen haftalarda sizlerle paylaşırım.

 

 

Peki bu olay bana neler öğretti?

 

Sunum korkulacak birşey değildir. Sunumda bence eğer etkileyici bir slayta sahipseniz çok da zorlanmazsınız. Slaytı kesinlikle son güne bırakmamak gerek çünkü bir çok sorun yaşanabiliyor. Ve eğer imkanınız varsa profesyönel olmayan yani sizin gibi olan birilerinin yapacağı birkaç sunum takip edebilirseniz hataları görüp kendinize dersler çıkarabilirsiniz. Ben kendi sunumumdan önce yaklaşık 4 – 5 öğrenci sunumu izledim son iki hafta içinde ve bunlar bana gerçekten çok şey kattı.

 

Sunum başlayana kadar yaşanan aşırı stres sunumun başlamasıyla yerini rahatlık kendinden eminliğe bırakıyor. Kendime sunuma başlamadan önce verdiğim son tüyo ki bunu  Serkanlada sunuma başlamadan konuştuk: Hiç kimseyi umursamadan bildiğinizi bildiğiniz kadar anlatın sonucu size gerçekten iyi dönecektir…

 

Sunumum hakkında bahsetmediğimin farkındayım çünkü kaynaklar bölümü gibi bazı bölümleri de tamamlayarak hocama vereceğim raporla birlikte önümüzdeki hafta blogda yayınlamayı düşünüyorum…

Sonraki Sayfa »