Archive for Kasım, 2007

Ankara Yolcusu Kalmasın…

Üniversite ortamlarında en sevilen şeylerden birisi yapılan gezilerdir. Eee kaç kere üniversiteli olacağız dimi yani gezelim eğlenelim mantığı.

- Bu sene son senem kardeşim kesin geziyoruz..

- Abi üniversite bitti biz bi gezi yapamadık bi organizasyon mu yapsak?

- Kanka yaaa hadi bi istanbul yapalim haftasonu vs vs

Ben de bunları dememek yani geç kalmamak için birinci sınıftan beri gezi fırsatı oldumu değerlendirenlerdenim. Hatta gezisi olacağı için Hücre Kültürü dersini seçtim diyebilirim. Ve o büyük gün geldi yarın akşam 19:00′ da Ankara’ya doğru PRENSES ( burası kocaman bir soru işareti ) – yanlış anlaşılma olmasın otobüs markasıymış kendisi – ile yola çıkıyoruz.

Muhtemelen gezi boyunca yani pazar hatta pazartesi gününe kadar msnde erişilemez durumda olma, bilgisayardan kopuk olma ( Serkan laptopu getirrrrrrrrrr :) )  gibi yanetkiler görülebilir. İhtiyaç halinde cep telefonunu kullanmanız şiddetle tavsiye edilir. Beklenmeyen bir etki görüldüğünde lütfen doktorunuza başvurunuz. ( Tam prospektüs olsun umarım doğru yazmışımdır prospektüs diye biliyorum :) )

Ankara izlenimlerini ve gezinin amacını, ayrıntılarını dönüşte sizlerle paylaşacağım. Bu bir bilimsel gezidir. Boş geziler yapmıyoruz…

Kısa Bir Mola’nın Ardından

Bir kaç günlük yazı bombardımanımın ardından uzuuuun ve dersin bir sessizliğe çekildim. Malum üniversiteliyiz ve öğrenciliğin hakkını vererek yaşıyoruz. Okul zamanı gezeriz vize zamanı da ertesi gün hangi sınav varsa ona saatlerce çalışmaya çalışarak sınava gireriz. Bu taktikle şimdiye kadar çalıştığım derslerin hepsinden geçtim. Eee bi tutum oluşturmuşuz şimdi düzeni bozmak olur mu? Verdim kendimi derslere. Sonuçları çok yakında görürüz. Peki bu kısa tatilde neler oldu? Genelde Serkan’la birlikte kararlar aldık sonra o kararları bozduk ( her zamanki gibi ) anlayacağınız elde var sıfır. Haa tabi birde dün akşam tiyatroya gittik. İşte son 1 haftanın en güzel anları onlardı diyebilirm. Gittiğimiz oyun daha önce şurada bahsettiğim Düğün Ya da Davul adlı oyundu. Evet 2. kez izledim. Ama bir daha fırsatım olsun gene izlerim. Hatta dün bizi -hatta Serkan’ı ayrı tutalım çünkü o çok şaşırdı- şaşırtan bir olay oldu. Tiyatro tıklım tıklım doluydu, biz en arkaya koyulan sandalyelerde ( daha çok minübüs koltuğunu andırıyordu uzun falan oluyor ya ondan ) izledik oyunu. Eee canım Trabzon halkı tiyatroya önem veriyormuş da benim haberim yokmuş. Gururlandım vallahi.

Uzun lafın kısası ders aramız bitti, zaman bilgilenme, gezme eğlenme zamanı. Bloglamayı unutmadan… :)

Web’de Paslaşmalar 1

Öncelikle neden Web’de Paslaşmalar 1 gibi bir başlık kullandığımı açıklayayım. Bundan sonra blogumda bence herkesin düşünmesi okuması gereken konular buldukça , kaynaktaki veriler bana çok ters düşmediği sürece kendi yazımı yazmadan sizleri o girdilere yönlendireceğim böylece sizler farklı yorumlar farklı yazılar görebileceksiniz. Ve hep beraber tartışma şansımız olacak. Kim bilir belki bu paslaşmaların sonlarında bir değerlendirme yazısı şeklinde birşeyler yapabilirim…

 

Bu sıralar ( geçen hafta ) evde mecburi istirahat ettiğimden birçok yazı yazma fırsatı buldum. Ve daha aktif bir blogger olmak için kendime sözler verdim. Son iki gündür ise sessizliğimi koruyorum. Bunun nedeni yazacak bir şeyler bulamamam yada yazmak istememem değil. Serkan’ın blogundaki girdisiyle o kadar meşgulüm ki o konuya beynimde bir açıklık getirmeden başka konuya geçmek istemedim.

Aslında bir tanıtım yazısı olmasına rağmen benim üstün başarılarım sonucu bir tartışmaya dönüşmeye doğru ilerliyor. O kadar derin bir konu ki içinde olanların bile kafası karışabiliyor. Şimdi kendi blogumda yeni bir konu açmak yerine buradan Serkanın “Biyologlar Birliği” yazısına pas veriyorum. Buyurun orada devam edelim birkaç gün daha.

Beni Anlatan Şiir

Masaüstü yazımda mimlenmediğim için biraz sitemkar göründüm sanırım. Hatta bu konuda yorum bile almıştım. Yalçın da bu durumu görmüş sağolsun beni mimlemiş… Mimlemiş mimlemesine de şiir olmasa olmazmıydı yaa. Çünkü şiirle aram gerçekten çok kötü ( arada bir ilham gelip kendi kendime döktürmelerim hariç )

bir de testere filminden çıkıp gelmiş biri olarak şimdi ne şiir yazılabilir ki?

Şiirlerde anlatsam sana

Görebilir misin gerçek beni?

Binlerce mısra yazsam sana

Bilir misin içimi?

Hayat kimi zaman iki mısra

Kimi zamansa dörtlük

Yaşamayı bilmiyorsan

İşte o zaman bir çöplük

Biraz şeker alıngan sinirli

Kimisine sorsan çok neşeli

Dıştan bakınca dersin itici

Sonuçta o da insan aynı senin gibi

Yalçın beni mimleme

Bulamıyom kafiye

E be Cihan bu saatte

Şiir yazmak senin neyine…

valla budurumda olsada olmasa da kabul etmek şarttır :) Tamamen kendi şaheserimdir lütfen çalıp ilk okul müsamerelerinde kullanmayınız.

Bu arada Altan‘ı Serkan mimlediğinden protesto amaçlı olarak bu seferlik kimseyi mimlemiyorum.

Not : Yazı dün düzenlendiği için bugün yazan bölümleri değiştirmiyorum ( şiir de de Yalçına not olduğundan dolayı :) )